25 Haziran 2008 Çarşamba

KENELER HAKKINDA MERAK ETTİKLERİMİZ


Kene popülasyonunun artmasında, ılık geçen kış mevsimlerinin etkili olduğu belirtildi. Kırım-Kongo kanalı ateşi (KKKA) hastalığına neden olan virüsü taşıyan keneler, korku saçmaya devam ediyor. Türkiye'de 2003 yılından beri tanımlanan bu hastalıktan sadece bu yıl 172 vaka belirlendi, 10 kişi ise virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Kene uzmanı Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zati Vatansever, ölümle sonuçlanan ve insanlara korku saçan bu virüs nedeniyle bilgi kirliliği yaşandığını, insanların ise virüsü tam olarak tanıyamadığını söyledi. Ölüm olayları nedeniyle şehirlerle gereksiz bir panik havası yaşandığını, esas risk taşıyan yaban hayatının olduğu kırsal alanlarda yaşayan insanlarda duyarsızlık olduğunu ifade eden Vatansever, 'Yeterli önlem alınırsa korkulacak bir şey yok, fakat öncelikle kırsal kesimde yaşayan halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor' dedi. Kene popülasyonunun artmasında ılık geçen kışların ve yaban hayvanı sayısının artmasının etkisinin olduğunu belirten Vatansever, 'Özellikle KKKA virüsü taşıyabilen keneler sıcağı severler. Nemli yerlerde asla yaşamazlar. Birkaç yıl önce Rusya'da eksi 20 derecenin altında kış yaşandığı için kene popülasyonu önemli derecede azaldı' diye konuştu. KENE ASLINDA HAYVANLARDA AŞI GÖREVİ GÖRÜYOR Şu anda tüm dünyanın kene mücadelesi yaptığını, fakat milyon dolarlar harcanmasına rağmen kene popülasyonunun yok edilemediğini anlatan Vatansever, 'Zaten yok etmek de gerekmiyor, kontrol altında tutulması gerekiyor. Çünkü keneler bir anlamda aşı vazifesi görüyor. Konakladığı hayvana düşük dozda hastalık vererek hayvanın dayanıklılığını artırıyor. Keneyi tamamen yok ederseniz bölgeyi hastalıklara karşı duyarlı hale getirmiş olursunuz' diye konuştu. Vatansever, kenelerin hayvanlara verdiği zararları ise 'hayvanı zayıflatması, et ve süt verimi düşürmesi' olarak sıraladı. BİYOLOJİK SİLAH OLMASI İMKANSIZ KKKA virüsü taşıyabilen kenelerin biyolojik silah olduğu yönündeki iddialara kesinlikle katılmadığını belirten Vatansever, KKKA hastalığının aslında hep olduğunu, fakat Türkiye'de 2003 yılında tanımlanabildiğini söyledi. Türkiye'de 30'un üzerinde kene türü bulunduğunu, bunların da 800'den fazla hastalık barındırdığını anlatan Vatansever, KKKA'nın öldürücü olması nedeniyle dikkati çektiğini kaydetti. Kenenin birçok çeşidinin olduğunu ve dünyada yaşayan birçok kenenin başka ölümcül hastalıklar da taşıdığını kaydeden Vatansever, 'Dünyada keneden bulaşan hastalıklardan ölüm ortalaması yüzde 10-30 arasında değişiyor. Bizde ölüm oranı yüzde 5 civarında' diye konuştu. TÜRKİYE'DE NERELERDE YAŞIYORLAR Vatansever'in verdiği bilgiye göre, virüs taşıyabilen keneler Türkiye'de Karadeniz iklimi ile step ikliminin kesiştiği bölgelerde bulunuyor. Bu tür keneler bodur meşelik alanları ve yaban hayvanların bulunduğu yerleri tercih ediyorlar. Bu çerçevede bakıldığı zaman Türkiye'de virüs taşıyabilen keneler için esas odak noktaları öncelikle Çorum, Amasya, Tokat, Yozgat, ikinci sırada da Çankırı, Gümüşhane, Siva, Kastamonu, Artvin ve Erzurum öne çıkıyor. Vatansever, virüs taşıyabilen keneler açısından en risksiz bölgelerin Akdeniz ve Karadeniz kıyıları olduğunu belirtiyor. KKKA VİRÜSÜ TAŞIYAN KENE Türkiye'de 30'un üzerinde kene bulunuyor ve bunlar 800'ün üzerinde hastalık taşıyor. KKKA virüsü her kenede bulunmuyor. Bu virüsü özellikle Hyalomma soyuna ait keneler taşıyabiliyor. Virüs taşıyabilen kene yumurtadan çıktıktan sonra tavşan gibi küçük yaban hayvanları ile yerde beklenen yabani kuşların üzerinde konaklıyor. Erişkin olduğu zaman buradan yere düşüyor, daha sonra da büyük yaban hayvanları, büyükbaş evcil hayvanlar ve insanların üzerine geliyor. Beslenmesini tamamlayan kene tekrar toprağa düşüyor erkek ölüyor, dişi kene ise önce yumurtluyor (bir defada 5-7 bin adet yumurta bırakıyor) daha sonra ölüyor. KKKA virüsü taşıyan bir kenenin yumurtalarının yüzde 3-5'i virüslü çıkıyor. Erişkin avcı kene konaklayacak bir canlı bulamazsa iklim şartlarına göre ortalama 1 yıl yaşıyor. Artı 16-18 derece sıcaklıkta yaşam süresi 3 yıla kadar çıkıyor. Büyükbaş yaban veya evcil hayvanlara gelen kene bir defa besleniyor (kan emerek), bu da 10-15 gün sürüyor. Bu keneler karakter olarak diğer kenelere benzemiyor. KKKA virüsü taşıyabilen Hyalomma soyuna ait keneler 'avcı kene' olarak da biliyor. Bu keneler diğer keneler gibi otların üzerinde değil toprakta veya toprak altında saklanıyorlar, titreşimleri, ısı, koku ve nefesteki karbondioksiti hissedebiliyorlar, gözleri olduğu için de avlarını siluet şeklinde görebiliyorlar ve avlarına atlıyorlar. BİYOLOJİK MÜCADELE YAPILABİLİR Mİ? Şu anda kene biyolojik mücadelenin yapılamayacağını, çünkü kenelerle biyolojik mücadelenin henüz kanıtlanmadığını kaydeden Vatansever, sığırcık, keklik gibi hayvanların keneleri yediği görüşlerinin kesinlik kazanmadığını, hatta bu tür hayvanların kene popülasyonunu azaltıcı mı, yoksa arttırıcı mı olduğunu kimsenin bilmediğini söyledi. Vatansever, 'Bu keneler erişkin olana kadar bu tür yerden beslenen kuşlar veya tavşan gibi küçük yaban hayvanların üzerinde konaklıyorlar. Bu nedenle bu kuşların azaltıcı mı yoksa arttırıcı mı olduğunu kimse söyleyemez' diye konuştu. KİŞİSEL KORUNMA ÖNLEMLERİ Vatansever, kırsal alanda yaşayan veya pikniğe çıkan insanlara şu tavsiyelerde bulundu: '-Sinek kovucu ilaçlar kullanın. Bu ilaçlar keneyi öldürmüyor, fakat yaklaşmasını önlüyor, yani caydırıcı etkisi var. -Doğrudan keneyi öldüren ilaçlar var. Bu tür ilaçlarla bir gün önceden giysilerini ve ayakkabılarınızı nemlendirin (asla cilde sıkmayın). Örneğin binde 5 permetrin içeren (böcek öldürücü) ilaçlar keneyi öldürebiliyor. Bu ilacın etkisi birkaç hafta sürüyor. (Şu anda Türkiye'de binde 1 permetrin içeren ilaçlar var, Sağlık Bakanlığı binde 5 için ruhsatlandırma çalışması yapıyor. Türkiye'de binde 1 permetrin içeren ilaçlar bile kullanılabilir.) -Eve geldiğiniz zaman mutlaka kendinizi kontrol edin. -Tarlaya küçük çocukları götürmeyin. -KKKA virüsü taşıyabilen keneler ahırlara pek yerleşmiyor, bu nedenle ahır ilaçlaması pek başarılı olmuyor. Fakat çiftlik hayvanlarının mutlaka ilaçlanması gerekiyor. -Eğer kene tutunursa bir pens veya ip ile kıvırmadan düzgün bir şekilde çekin. Çıkarttığınız keneyi bir kutuda saklayın, incelenmesi için ilgili kuruluşa götürün. -KKKA virüsü alınan doza göre ölümcül olabilir. Kene tarafından ısırıldıysanız kendinizi kontrol edin. İki hafta içinde yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler görürseniz mutlaka sağlık kuruluşuna gidin.

HAMİLELİKTE CEP TELEFONUNDAN UZAK DURUN...


Hamilelik döneminde cep telefonu kullanan annelerin doğacak olan çocukları başta davranış bozukluğu olmak üzere çeşitli ruhsal hastalık riski taşıdığı bildiriliyor. ABD’nin Los Angeles Üniversitesi ile Danimarkalı Aarhus tarafından yapılan geniş kapsamlı araştırma sonuçlarına göre, hamilelik esnasında kullanılan cep telefonları doğacak olan çocukta davranış bozukluklarına yol açıyor. Yaklaşık 13 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmada hamile bir kadının günde bir kaç kez cep telefonu eline alıp kullanması bile doğacak olacak çocuğun hiperaktivite, davranış bozuklukları, okul çağına geldiğinde duygusal karmaşa gibi bazı ruhsal hastalıklara yakalanma riskini taşıdığı ortaya çıktı. 7 yaş öncesi cep telefonu kullanan çocuklarda da bu yüzden çeşitli davranış bozuklukları meydana gelebiliyor.1990 yıllarının sonunda Danimarka’da yeni doğan 13 bin 159 çocukta yapılan araştırmada, davranış bozukluğu yaşayan bebeklerin annelerinin yüzde 54’ün hamilelik sırasında cep telefonu kullandığı ortaya çıktı. 7 yaş öncesi cep telefonu kullanan çocuklarda görülen davranış bozukluğu ise yüzde 80’e kadar yükseldi. Konuyla ilgili yapılan araştırmaların öncülerinden olan New York Mount Sinai Üniversitesi Profesörlerinden Sam Milham, ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada elde edilen araştırma sonuçlarının doğruluğunu savunarak Kanada da radyasyon verilen hamile farelerde yapılan benzeri bir deneyde benzer sonuçların ortaya çıktığını söyledi

AYDIN



Tüp bebek ile ilgili terimler ve anlamları

Kadının yumurtası ve erkeğin sperminin vücut dışına alınarak laboratuvar şartlarında ve bazı özel plastik kaplar içinde bir araya getirilerek, döllenmenin sağlanmasıdır. İşte, bu vücut dışında yapılan işleme IVF (in vitro fertilizasyon) veya tüpbebek denir. Vakaların % 10-15’inde yumurtaların tümü bu yöntemle döllenmeyebilir. Bu nedenle daha az kullanılmaktadır. Daha önce gebe kalmış ve doğurmuş kadınlarda daha başarılı olmaktadır.

1970’lerin başında rahim kanalları kapalı olan kadınların çocuk sahibi olabilmeleri için geliştirilmiş olan bu yöntem ilk tüp bebek olan Louise Brown’ın 1978’de doğması ile popülarite kazanmıştır. Kullanıma giren ilk yöntem olmasi dolayısıyla halk arasında kısırlık tedavileri içinde en bilinenidir.



ICSI ( İntra sitoplazmik sperm enjeksiyonu = Mikroenjeksiyon):

Sperm hücrelerinde ileri derecede sayı, hareket ve şekil bozukluğu görülen erkekler için geliştirilmiş bir yöntemdir. IVF ile döllenme elde edilemeyen vakalarda da kullanılır. Mikroinjeksiyon işlemi, özel bir mikroskop kullanılarak her bir yumurtanın içine seçilmiş bir adet sperm hücresinin yerleştirilmesidir. Tüp bebek te kullanılan bir tekniktir.


TESA (Testiküler sperm aspirasyonu) ve TESE (Testiküler sperm ekstraksiyonu):

Verdiği örneklerde hiç sperm hücresine rastlanmayan, ancak testis lerinde sperm yapımı olan hastalarda, spermin testislerden iğne veya biyopsi ile alınarak icsi de olduğu gibi kullanılmasıdır.



Embriyo:

Kadın yumurtasının sperm hücresi ile birleşmesi sonucu oluşan insan yavrusu taslağına embriyo denilir. Önce 2 hücreli olarak yaşama başlayan embryo hızla bölünerek hücre sayısını artırır ve genellikle döllenmeden 5-7 gün sonra rahim içindeki dokuya (endometrium) tutunur. Burada gelişmesi devam ettikçe plasenta (eş) adı verilen doku aracılığı ile anneden beslenmeye başlar ve bu arada kendi varlığını belli eden bir hormon salgılar. Bu hormonun anne kanında veya idrarında tesbit edilmesi için gebelik testi yapılır (hcg testi).



Assisted Hatching (Embriyo zarının inceltilmesi):

Normal şartlarda embriyo, rahime tutunmasından hemen önce, çevresini koruyucu olarak saran tabakadan (zona) kurtulur. Zona tabakasının ileri derecede kalın olması halinde, embriyo bu tabakadan dışarı çıkamaz ve rahime tutunamaz. Bu durumda embriyo rahime verilmezden önce zona tabakasının bir kenarından inceltilmesinin, gebelik şansını artırdığı ileri sürülmektedir. Ancak, bu teknikle embriyonun zedelenme ihtimali az da olsa vardır.


Blastosist transferi (Geç dönemtransfer-5. gün transfer):

Anne ve babadan alınan üreme hücrelerinin birleşmesi ile embriyo denilen yeni bir yapı ortaya çıkar. Embriyo sürekli bölünerek hücre sayısını arttırır. Genellikle embriyo, anne adayından yumurta toplandıktan sonraki üçüncü gün, yaklaşık 7-8 hücreli safhada iken rahim içine yerleştirilir (embryo transferi). Her zaman uygulanmamakla birlikte kaliteli embriyo sayısı fazla ise embriyo gelişimi daha ileri safhalara kadar takip edilerek daha geç bir günde (en geç 5. gün) embriyo transferi uygulanabilir. Böylece, embriyolardan daha iyi gelişenleri seçme şansı olabilir, transfer ve rahime tutunma arasındaki süre kısaltılmış olur. Embriyonun doğal ortamına dönüşünü geciktirmesi ve kalan embriyoların dondurulması şansını azaltması, bu uygulamanın olumsuz yönleridir. Ancak çok sayıda yumurta ve embryo gelişenlerde uygulanabilecek bir yöntemdir.


Embriyo dondurulması (Cryopreservation):

Embriyo transferi tamamlandıktan sonra elde kalan iyi kalitede embriyolar özel bir teknikle dondurularak, daha sonra kullanılmak üzere saklanabilir. Donma ve çözülme sırasında kalitesini koruyabilen embriyolardan oluşan bebeklerin özel bir sağlık sorunları olmamaktadır. Ülkemizdeki ÜYTEM yönetmeliği embriyoların 3 yıl saklanmalarına izin vermektedir. Dondurulmuş embryoların transferi taze embryo kadar verimli olmamaktadır. Çünkü, donma işleminden açılan embryoların yaklaşık % 30-50’ si ölmektedir.


Preimplant genetik tanı (PGD):

Embriyonun 8 hücreli safhasında bir veya iki hücrenin embriyodan alınarak genetik tetkik için kullanılması embriyonun gelişimine engel olmaz. Alınan bu hücreler kromozomal olarak incelenebilir ya da ailede bilinen genetik bir hastalık var ise, bu hastalık yönünden tetkik edilebilir. Sonuçta uygun nitelikte olan embriyolar, transfer için seçilir. Bu yöntemde gebelik şansı yarı yarıya azalmakla birlikte genetik hastalıklar için olumlu sonuçlar sağlar. Bu uygulamayı yapmak her hastada mümkün olmamaktadır.

23 Haziran 2008 Pazartesi

VARİS

Kanı kalbe geri taşıyan damarlar toplardamar olarak adlandırılır.
Toplardamarlarda oluşan tıkanıklıklar ve aşırı basınç kapakçıkların düzgün kapanmasını engelleyerek geriye doğru kaçaklara sebep olurlar. Böylece bacaklardaki yüzeysel toplardamarlar genişler, uzar ve büklümlü bir görüntü ile varisler oluşur.
Gece oluşan kramplar, kaşıntı, şişkinlik, ayakta kalma ile ağrı, sıkça görülen şikayetlerdir.
Bu şikayetler varislerin büyüklüğü veya sayısı ile orantılı değildir.
Bayanlarda hamilelik ve menstruasyon sırasında varislerle ilgili şikayetler artar.

Varis oluşumu tam olarak bilinmemekte, ancak daha çok genetik, cinsiyet, yaşlılık gibi kontrolümüzde olmayan nedenler üzerinde durulmaktadır.
Yine de istatistiksel olarak varis oluşumunu tetikleyen durumlar saptanmıştır.

Varis tedavisinde amaç, yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez. Bu nedenle hastalığın seyri çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya bacak ülseri gibi durumlar gelişirse cerrahi tedavi yöntemleri uygulanır. Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) varisin belli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.
Gönderen um

22 Haziran 2008 Pazar

SAÇ EKİMİ

Saç ekimi nedir?
Vücuttaki kılın bulunduğu yerden doku dışına alınıp başka bir vücut alanına yerleştirilmesi işlemidir.Saç ekimi bir tür organ naklidir.Kişinin kendi dokusu nakledilir( ototransplantasyon ).Son zamanlarda kaş,kirpik,sakal, bıyık ve kol kılı ( jilet izlerini yok etme amaçlı) gibi ekimlerde yapıldığından “saç ekimi” tanımlaması yetersiz kalmaktadır. Doğru tanımlama “KIL KÖKÜ NAKLİ” şeklinde olmalıdır.
Saçsızlık yada herhangi bir yerde kılsızlık hayati önem arz etmediğinden sadece kişinin kendinden nakil yapılmaktadır.Bir başka şahıstan kıl kökünün nakli yapılabilir ancak nakil sonrası kullanılması gereken ilaçların ağır yan etkileri sebebiyle sadece ototransplantasyon şeklinde olmaktadır.Saç ektirmeyi düşünen biri olarak onlarca siteyi dolaşıp kafanızı karma karışık edip buraya kadar geldiniz. Bende kendimce burada saç ekimini belki de biraz farklı bir açıyla izah etmeye çalışacağım.Saç ekimi doğru adıyla kıl kökü nakli:Türkiye’de 2 çeşit saç ekimi yapılmaktadır en yaygın olan yöntem küçük farklarla ondan fazla ismi olan şerit yöntemi ve birkaç klinikte yapılabilen FUE(özgün olarak kıl kökünün alınması) tekniği.

ŞERİT YÖNTEMİ(FOLLİKÜLER ÜNİTE TRANSFERİ,FOLLİKÜLER ÜNİTE İNJEKSİYONU,MİCROGRAFT, MİNİGRAFT,MİNİMİCROGRAFT,STRİP.GERÇEK MİKROGRAFT):


İki kulak arasından 1-2 cm x15-20 cm lik şerit şeklinde cilt parçası çıkarılır.Çıkarılan bu parça 1-7(1-2 kök dense de) kıl kökü içeren küçük parçalara ayrılır. Hazırlanan bu parçalar(graft)1-3 mm lik jilet veya benzeri bir alet yardımıyla kelleşmiş alanda açılan deliklere yerleştirilir. Şerit yöntemi FUE yönteminin yaygınlaşmasıyla daha önce terk edilen yöntemler gibi terk edilmeye mahkumdur ama FUE yönteminin yaygınlaşamaması bu süreyi geciktirmektedir ama bir gün mutlaka herkes FUE yöntemiyle ekim yapacak.Çünkü şu an şeritle oluşturulan komik saç ekim görüntülerini birilerinin geri dönüp düzeltmesi gerekecek.

FUE(FOLLİKULER UNİTE EXTRAKSİYONU):

0.6-07 mm lik (bu rakamların çok önemi var şöyle ki;vücudun herhangi bir yerindeki yaralanma 1 mm nin altındaysa iz bırakmaz) ince boru şeklinde aletlerle 1 veya 2 li kıl kökleri alınır yine aynı kalınlıkta sivri aletlerle cilt kesilmeden 1 veya 2 li ekilir.Kıl kökleri tek tek alındığı için istenilen yerden alınabilir genellikle ense kullanılsa da vücudun kıl olan her yerinden alınabilir.Alınacak kıl kökü sayısı kişinin vücudundaki kıl sayısı ile sınırlıdır yani diğer bir deyimle yüzlerle sınırla kök alınıp dar bir alana ekim yapılacağı gibi on binlerce kıl kökü alınıp çok geniş açıklıklara istenilen sıklıkta ekim yapılabilir.


Saç ekimi gerekli mi
Saç ekimi ihtiyacı olan için traş olmak kadar yada bayanların yaptığı cilt bakımı hatta günlük makyajı kadar gereklidir.Yapılan istatistik çalışmalarında saç ekimi yaptıran kişilerin kendilerine güven skorlarının yükseldiği ve bunun sonucu olarak iş bulma,işte yükselme,partner bulma ihtimallerinin arttığı, depresyon eğilimlerinin azaldığı ve hayattan daha çok zevk aldıkları tespit edilmiştir.

Anketlerde değişik tanımlamalar yapılmıştır...

“Aynalarla daha barışık yaşıyorum”

“Saçımı taramaktan eskisinden daha çok zevk alıyorum”


“Evlenemeyeceğim korkusu yaşıyordum artık evliyim”


“Yazın güneşte ne yapacağımı şaşırıyordum şapka taksam kompleks diyecekler takmasam yanıyor”


“Kışın tepemin donmasından sinir oluyordum takım elbisenin üstüne de bere takılmıyor ki”


“Eşim “önemi yok ben seni böyle seviyorum” derdi şimdi daha çok sevdiğini söylüyor.


“Kızımla alay ediyorlarmış babası kel diye gelsin de görsünler”


“Palyaçonun kafamı sıvazlayarak “kelltoşş” demesi karar vermemi sağladı sağolsun”


“Sanki konacak bir yer yokmuş gibi sinek gelip tam tepeme konardı yada bana öyle gelirdi”


“Denize şapkayla girmemi hep yadırgarlardı”


“yağmurda dolaşmak zevk değil eziyet olurdu”
“Kaşımak bile dert oluyordu sanki yaralanacakmış gibi gelirdi”


“Kaşlarım dökülse bu kadar sinir olmazdım”
“Yanlardan getirerek kapattığım kısım açılacak diye korkardım”


“Kel lakabımın geçerliliği kalmadı”


“Yağmur yağdığını ilk fark eden ben olmuyorum artık”


SAÇ EKİMİNİN GELİŞİMİ:
Saç ekim süreci tüm diğer cerrahi tedaviler gibi deneme yanılmalarla önemli aşamalar kaydetmiş ve FUE ile son noktayı koymuştur.Günümüzün son noktası FUE olsa da yarın ne olacağı açık değildir.Halihazırda üzerinde çalışılan doku kültürü(tek saç hücresinden çoğaltma) ufuktaki gelişme olarak dursa da hızlı ilerleyememektedir.Ve önümüzdeki on yılda saç ekimi konusunda önemli bir gelişme beklenmemektedir. Olabilecek gelişme şerit şeklinde ekim yapanların insanları photoshop programlarıyla oynanmış resimlerle aldatmak yerine doğru yöntem olan FUE yi öğrenmeleridir.

BLOK NAKİL: 15-30 saç kökü içeren saç cildi şeklinde yapılan saç naklidir.Orta kısımdaki saç köklerinin beslenemeyerek ölmesi ve oldukça çirkin görünmesi sebebiyle kısa sürede terkedilmiştir.Ama saçın nakledilebileceği gibi önemli bir çığır açarak ve milyonlarca insana yeni bir imaj sağlamıştır.
BLOK ŞEKLİNDE ŞERİT NAKLİ:Enseden alınarak 2-3 mm eninde 8-15 cm boyunda ince şeritler halinde hazırlanmış saçlı deri alından tepeye doğru açılan küçük oluklara yerleştirilmiştir.Saç kökü ölümü azaltılmıştır ama her ne kadar briyantinle şekil verilmiş imajı yaratılsa da yeni sürülmüş tarla görünümü insanların benimsemesini engellemiş ve yaygın olarak uygulanamadan bırakılmıştır.
EXPANSİYON TEKNİĞİ:Saçlı alanın altına balon yerleştirilir balon her gün 1 ml şişirilir böylece saç olan deri genişlemiş olur.Daha sonra genişleyen bu saçlı alan kelleşmiş alanın çıkarıldığı yere çekilerek dikilir. Daha çok yanıklarda kullanılan bu yöntem artık yerini FUE tekniğiyle saç ekimine bırakmıştır..
ŞERİT YÖNTEMİ:FUT,STRİP,FİT gibi değiştirilip tüketicinin kafasını karıştırarak ikna etmek için türetilmiş isimler verilse de sonuçta çok küçük farklar dışında aynı tekniği tarif etmektedir.İki kulak arasından alınan 1-2 cm eninde 12-20 cm uzunluğunda saçlı deri parçasının 1-2 ile 5-7 saç kökü içeren guruplara ayrılıp dökülen alanda açılan 1-3 mm lik kesiklere ekilmesi işlemidir.Bu yöntem FUE yönteminin yaygınlaşamaması ve şerit yönteminde follikül ayırma ve ekim işinin daha çok yardımcı sağlık personeline yaptırıldığı için ne yazık ki hala en yaygın kullanılan yöntemdir.Öyle ki birçok yerde bir kişinin çalıştığı doktor muayenehanesinde şehir şehir gezerek fason ekim yapan ekiplerin çağrılarak toplu sünnet gibi arka arkaya yapılacak kadar ciddiyetten uzak bir girişim haline gelmiştir.

21 Haziran 2008 Cumartesi

YÜZERKEN GÖZLERE DİKKAT


Kirli suların karıştığı havuz ve deniz sularında açık gözle yüzmek,gözlerde iltihaplanmalara neden oluyor.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şahap Kükner, kirli havuz ve deniz suyunun gözlerde iltihaplanmaya neden olduğunu söyledi.
Yaz sezonunda insanların serinlemek amacıyla havuz ve denizlere akın ettiğini belirten Prof. Dr. Kükner, “Kirli suların karıştığı havuz ve deniz sularında yüzmek, serinlemek için kanal suları ile yıkanması, gözlerde iltihaplanmalara neden olur. Açık gözle yüzülürken, göze kaçan sular gözlerde enfeksiyona yol açar” dedi. Bu mevsimde özellikle gözde mikrobik ihtihaplanmaya (klamikya konjektivite) sık rastalanıldığını söyleyen Prof.Dr. Kükner şöyle konuştu:
“Son derece bulaşıcı bir mikrop olan klamikya konjenktivite gözlerde kızarıklığa, kaşıntı, yanma, batma ve çapaklanmaya, kulak bölümünde de ağrılı beze oluşumuna yol açar. Uygun tedavi edilmediği taktirde de rahatsızlık uzun sürer. İlaçla tedavi halinde 7- 10 günde iyileşen göz iltihaplanmasından kurtulmanın bir yolu da, su geçirmez gözlükle yüzmektir.”